Yüzyıllardır süregelen ülkemizdeki önyargı ve bunun sonucunda da ortaya çıkan bir sürü çarpıklıklar... Yöneticilerin ve bilhassa siyasilerin bir türlü atamadığı bulaşıcı bir hastalık gibi yurdun her köşesinde varlığını belli ediyor. Birisiyle konuşurken ilk önce “bizden mi değil mi" sorusunu kafasında cevaplayan yöneticiler; haksızlık yapıp, yapmadıklarına bakmadan önyargıyla değerlendirmede bulunuyor.
"Kendi siyasi görüşlerine mensup değilse hiç kimse Feriştah olsa dahi onların gözünde değersiz..."
"Liyakat" her nedense parti üyeliği ile paralel ve o şekilde karşılık buluyor.
Pırıl pırıl çocuklar, gençler bir türlü hak ettikleri yerlere gelemiyor.
O nedenle gençlerin önü açılmıyor.
Çünkü "maaş almaktan bıkmamış" ve bir türlü "emekli olmayı düşünmeyen" hatta yaşı geçse bile değişik formüller arayan zihniyetler önemli yerleri işgal etmeye devam ediyor.
Bu Bürokraside de böyle, Siyasette de böyle...
Oysa şu anda yaşadığımız çağda tecrübeden ziyade bilimsel gelişmeler önemli.
Hangi bölgenin, hangi yatırıma ihtiyacı olduğu veya hangi eğitim alanında eksikliğin bulunduğu "verilerle" rahatlıkla tespit edilebiliyor.
Ama bunu yapacak zihniyet maalesef Önyargı hastalığından kurtulamadığı için gençlerin önü açılmıyor ve bilhassa siyasi makamlar ileri yaştaki insanlar tarafından işgal edilmekte. ( bu ülke geneli için geçerli)
Sadece idari ve siyasi açıdan değil; cemiyet ilişkisinde de Önyargı illetinden bir türlü kurtulamıyoruz.
Yapacağımız her işte ve ilişkide zihnimizde kendimizin oluşturduğu bir önyargı her konuda önümüzü kesiyor.
Bu hastalıktan kurtulmadığımız sürece yerimizde saymaya da mahkum oluyoruz.
Allah'a emanet olunuz.
